Nafaka Davalarında Emsal Yargıtay Kararları: Yoksulluk, İştirak ve Tedbir Nafakasına Dair 7 Önemli İçtihat
İçtihat Analizleri

Nafaka Davalarında Emsal Yargıtay Kararları: Yoksulluk, İştirak ve Tedbir Nafakasına Dair 7 Önemli İçtihat

A
Growth Specialist
9 dakika okuma
Yoksulluk, iştirak ve tedbir nafakasına ilişkin 7 Yargıtay kararını; nafakanın artırılması, azaltılması, kaldırılması ve ödenmemesi hâlinde uygulanacak hukuki sonuçlarla birlikte inceliyoruz.

Nafaka Davalarında Emsal Yargıtay Kararları: Yoksulluk, İştirak ve Tedbir Nafakasına Dair 7 Önemli İçtihat

Nafaka, boşanma ve aile hukuku uyuşmazlıklarında uygulamada en sık gündeme gelen konulardan biridir. Yoksulluk ve iştirak nafakasının koşulları, tedbir nafakasının belirlenmesi, nafaka miktarının değiştirilmesi ve nafaka borcunun ödenmemesine bağlanan hukuki sonuçlar, Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen başlıca uyuşmazlık alanları arasında yer almaktadır.

Bu yazıda, nafakanın farklı tür ve uygulamalarına ilişkin 7 Yargıtay kararını; olayın özellikleri, mahkemenin hukuki değerlendirmesi ve kararın uygulamadaki sonuçları çerçevesinde inceliyoruz. Kararların esas ve karar numaraları ile erişim bağlantıları ilgili bölümlerde ayrıca sunulmuştur.

  1. Boşanma Protokolüyle Belirlenen Yoksulluk Nafakası Hangi Şartlarda Azaltılabilir veya Kaldırılabilir?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2021/6536, K. 2021/6618, T. 29.09.2021 — Kararı görüntüle

Taraflar, 2011 yılında anlaşmalı olarak boşanmış ve boşanma protokolüyle davalı kadın lehine aylık 5.000 Euro yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Yıllar sonra davacı erkek; davalı kadının “haysiyetsiz hayat sürdüğünü”, kendi ekonomik durumunun kötüleştiğini ve döviz kurundaki artışın nafaka yükünü ağırlaştırdığını ileri sürerek nafakanın kaldırılmasını, bu talebin kabul edilmemesi hâlinde ise aylık 1.000 Euro'ya indirilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi nafakayı 4.100 Euro'ya indirmiş, Bölge Adliye Mahkemesi bu kararı onamıştır.

Yargıtay, Türk Medeni Kanunu'nun 175. ve 176/4. maddelerini esas alarak kararı bozmuştur. Kararın gerekçesine göre, irat biçiminde ödenen nafakanın artırılması veya azaltılması, tarafların mali durumlarında değişiklik meydana gelmesine veya hakkaniyetin bunu gerekli kılmasına bağlıdır. Somut olayda erkeğin ekonomik durumunun kötüleştiği, buna karşılık kadının ekonomik durumunda bir değişiklik meydana gelmediği ve döviz kurundaki değişimin öngörülemeyen olağanüstü bir durum olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Yargıtay ayrıca, sözleşmeyle veya boşanma protokolüyle kararlaştırılan ve hâkim tarafından onaylanan nafakanın, kanunda aranan koşullar gerçekleşmeden kaldırılmasını veya azaltılmasını istemenin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu belirtmiştir.

Pratik sonuç: Anlaşmalı boşanma protokolüyle belirlenen yoksulluk nafakasının sonradan değiştirilmesi, yalnızca nafaka borçlusunun ekonomik yükün arttığını ileri sürmesiyle mümkün değildir. Değişiklik talebinin kabulü için tarafların ekonomik durumunda meydana gelen değişikliğin veya hakkaniyet gereğinin somut olayda ortaya konulması gerekir.

  1. İştirak Nafakasına Dahil Edilen Eğitim Giderleri Ayrıca Talep Edilebilir mi?

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2016/13335, K. 2016/12661, T. 28.06.2016 — Kararı görüntüle

Taraflar anlaşmalı boşanmış ve protokolün 5. maddesinde çocuğun tüm eğitim masraflarının baba tarafından karşılanacağı kararlaştırılmıştır. Anne, aynı zamanda ayrıca bir iştirak nafakası davası açmış; bu dava sonunda önce 650 TL, itiraz üzerine Yargıtay'ın bozması sonrası 1.050 TL iştirak nafakasına hükmedilmiştir. Bu süreçte anne, protokole dayanarak eğitim giderleri için de ayrıca icra takibi başlatmıştır.

Yargıtay, hükmedilen 1.050 TL tutarındaki iştirak nafakasının çocuğun eğitim giderlerini de kapsadığı sonucuna varmıştır. Zira nafaka miktarı belirlenirken okul ve dershane ücretleri, dosyaya sunulan belgeler üzerinden ayrıca değerlendirilmiştir. Bu durumda aynı giderin protokole dayanılarak ayrıca talep edilmesi, aynı kalem için mükerrer ödeme sonucunu doğuracağından mümkün değildir. Yargıtay bu gerekçeyle itirazın iptali kararını bozmuştur.

Pratik sonuç: İştirak nafakası belirlenirken eğitim giderleri nafaka miktarına dahil edilmişse, aynı giderlerin protokole veya başka bir sözleşme hükmüne dayanılarak ayrıca talep edilmesi mümkün değildir. Aynı giderin hem iştirak nafakası kapsamında hem de protokole dayanılarak ayrıca talep edilmesi, mükerrer ödeme sonucunu doğurur.

  1. Tedbir Nafakasında Hâkimin Resen Karar Verme Yükümlülüğü

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2008/2-231, K. 2008/235, T. 05.03.2008 — Kararı görüntüle

Boşanma davasında yerel mahkeme, çalışan davalı kadının “kendisini geçindirecek kadar geliri bulunduğu” gerekçesiyle tedbir nafakası talebini reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, yerel mahkeme ise direnmiştir. Uyuşmazlık, Hukuk Genel Kurulu önüne taşınmıştır.

Hukuk Genel Kurulu, Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi kapsamında tedbir nafakasına ilişkin temel bir uygulama ilkesini ortaya koymuştur: boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince eşlerin barınması, geçimi, malların yönetimi ve çocukların bakımına ilişkin gerekli geçici önlemleri resen almak zorundadır. Bir eşin çalışıyor olması, tek başına tedbir nafakasını engellemez; belirleyici olan yeterli gelire sahip olup olmadığıdır. Kurul, özel dairenin “herhangi bir işi ve geliri olmayan” şeklindeki değerlendirmesini de “yeterli geliri olmayan” biçiminde düzeltmiştir. Zira davalı kadının bir geliri bulunmakla birlikte, bu gelirin geçimini sağlamaya yeterli olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.

Pratik sonuç: Tedbir nafakası, tarafın açıkça talep etmesine bağlı bir hak değildir; hâkimin resen değerlendirmesi gereken bir geçici hukuki korumadır. Bir eşin çalışıyor olması, gelirinin yeterli olup olmadığı incelenmeden tedbir nafakasının reddi için tek başına yeterli değildir.

  1. Nafaka Artırım Davası Sürerken Yeniden Evlenme Nafaka Hakkını Nasıl Etkiler?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2119, K. 2019/1142, T. 05.11.2019 — Kararı görüntüle

Bu karar, nafaka artırım davalarında karşılaşılabilecek özel bir durumu ele almaktadır. Davacı kadın, 2008 yılında bağlanan 275 TL yoksulluk nafakasının 800 TL'ye çıkarılması için 29.07.2013 tarihinde dava açmış, ancak dava sürerken 22.12.2013 tarihinde yeniden evlenmiştir. Yerel mahkeme, davacının dava açıldığı sırada “evlilik yolunda ilerleyen bir ilişkisi” olduğunu ve bu nedenle davayı açmasının Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek davayı reddetmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, Türk Medeni Kanunu'nun 175. ve 176/3-4. maddelerini birlikte değerlendirerek önemli bir ayrım yapmıştır: yeniden evlenme, yoksulluk nafakasını kendiliğinden sona erdiren bir sebeptir; ancak nişanlılık tek başına nafakanın sona ermesi veya kaldırılması sebebi değildir. “Her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilir” ilkesi gereğince, dava tarihinde davacı henüz evli olmadığından nafaka artırım talebinde bulunmasında bir usulsüzlük bulunmadığı kabul edilmiştir. Kurul, mahkemenin yapması gerekenin, dava tarihi ile evlilik tarihi arasındaki dönem için nafakanın TÜİK ÜFE oranında artırılmasına karar vermek olduğunu belirtmiştir.

Kararda ayrıca, hâkimin taraflarca ileri sürülmeyen bir vakıayı resen araştırarak davanın reddine dayanak yapamayacağı vurgulanmıştır. Bununla birlikte kararda, bu değerlendirmeye karşı çıkan bir karşı oy da bulunmaktadır. Karşı oyda, davacının dava tarihindeki nişanlılık durumunun araştırılması ve sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Pratik sonuç: Nafaka artırım davasında belirleyici tarih, kural olarak dava tarihidir. Davacının yargılama sırasında yeniden evlenmesi, dava tarihinde mevcut olan nafaka artırım talebinin geçmişe yönelik olarak değerlendirilmesine engel değildir; ancak evlilik tarihinden itibaren nafaka hakkı sona erer.

  1. Nafaka Borcunun Ödenmemesi Hâlinde Tazyik Hapsinin Şartları Nelerdir?

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2019/1550, K. 2019/3077, T. 27.02.2019 — Kararı görüntüle

İcra Ceza Mahkemesi, nafaka borcunu ödemeyen sanığı İcra ve İflas Kanunu'nun 344. maddesi uyarınca 3 aya kadar tazyik hapsiyle cezalandırmıştır. Adalet Bakanlığı'nın kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay, kararı iki ayrı sebeple bozmuştur.

Yargıtay, Ceza Genel Kurulu'nun önceki bir kararına atıfla nafaka hükmüne uymama suçunun oluşması için aranan koşulları şu şekilde sıralamıştır:

Nafakanın kesinleşmiş bir mahkeme kararına dayanması, İcra takibinin başlatılmış ve icra emrinin asıl borçluya tebliğ edilmiş olması, Borçlunun ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, En az bir aylık cari nafaka borcunun bulunması, Borçlu tarafından açılmış nafakanın kaldırılması veya azaltılması davası varsa bu davanın sonuçlanmış olması.

Somut olayda icra emri borçlunun kendisine değil vekiline tebliğ edilmiştir. Yargıtay, cezaların şahsiliği ilkesi gereğince asıl borçluya usulüne uygun tebligat yapılmadan tazyik hapsine karar verilemeyeceği sonucuna varmıştır. Ayrıca borçlunun nafakanın kaldırılması veya azaltılması amacıyla açtığı dava sonuçlanmadan tazyik hapsine hükmedilmesini de usule aykırı bulmuştur.

Pratik sonuç: Tazyik hapsi, yalnızca nafaka borcunun ödenmemiş olmasıyla uygulanabilecek bir yaptırım değildir. İcra emrinin asıl borçluya usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi ve nafakanın kaldırılması veya azaltılmasına ilişkin devam eden bir davanın bulunmaması gibi usuli koşulların da gerçekleşmesi gerekir.

  1. Yoksulluk Nafakası Alan Tarafın Başka Biriyle Fiilen Birlikte Yaşaması Nafakayı Sona Erdirir mi?

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2015/17419, K. 2016/2787, T. 29.02.2016 — Kararı görüntüle

Davacı erkek, boşandığı eşine ödediği aylık 200 TL yoksulluk nafakasının kaldırılmasını talep etmiş; gerekçe olarak eski eşinin 3,5 yıldır başka bir kişiyle nikâhsız birlikte yaşadığını ve bu birlikten bir çocuğunun olduğunu ileri sürmüştür. Yerel mahkeme, iddianın ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Yargıtay, değerlendirmesini Türk Medeni Kanunu'nun 176/3. maddesinde yer alan düzenleme çerçevesinde yapmıştır. İrat şeklinde ödenen nafaka, alacaklının evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılabilir.

Kolluk tarafından gerçekleştirilen ekonomik ve sosyal durum araştırmasında, davalının başka bir kişiyle birlikte yaşadığı, geçimini bu kişinin sağladığı ve bu birlikten dünyaya gelen çocuğun da bu kişi tarafından tanındığı tespit edilmiştir. Yargıtay, bu somut tespitler karşısında evlilik dışı birlikte yaşama olgusunun gerçekleştiği sonucuna varmış ve davanın kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle aksi yöndeki mahkeme kararının hatalı değerlendirmeye dayandığı sonucuna varmıştır.

Pratik sonuç: Nafaka alacaklısının başka biriyle fiilen evliymiş gibi yaşadığının somut delillerle ortaya konulması hâlinde, resmi bir evlilik bulunmasa da yoksulluk nafakasının kaldırılması gündeme gelebilir. Bu değerlendirmede birlikte yaşama olgusunun ve koşullarının somut delillerle ortaya konulması önem taşır.

  1. İştirak Nafakası Kamu Düzeninden midir? Hâkim Resen Nafakaya Hükmedebilir mi?

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2013/1539, K. 2015/1007, T. 11.03.2015 — Kararı görüntüle

Davacı anne, boşanma sırasında çocuk için hükmedilen 125 TL iştirak nafakasının çocuğun ihtiyaçlarını karşılamadığını belirterek 500 TL'ye çıkarılmasını talep etmiştir. Yerel mahkeme nafakayı 300 TL'ye yükseltmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bu miktarı “fahiş” bularak bozmuş, yerel mahkeme ise kararında direnmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, öncelikle iştirak nafakasının hukuki niteliğine ilişkin temel ilkeleri ortaya koymuştur. Ana ve babanın bakım yükümlülüğünün doğal sonucu olan iştirak nafakası, çocuğun korunmasına yönelik olup kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle hâkim, taraflarca talep edilmese dahi çocuğun yararını gözeterek iştirak nafakasına hükmetmek zorundadır.

Nafaka miktarının belirlenmesinde Türk Medeni Kanunu'nun 330. ve 331. maddeleri uyarınca çocuğun ihtiyaçları, yaşı ve eğitim durumu ile ana ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri birlikte değerlendirilir. Somut olayda çocuğun okul, servis ve kurs giderlerine ilişkin belgeler ile babanın asgari ücretin üç katı düzeyindeki geliri dikkate alınmış; 300 TL olarak belirlenen nafakanın tarafların ekonomik durumuyla uyumlu olduğu kabul edilerek yerel mahkemenin direnme kararı onanmıştır.

Pratik sonuç: İştirak nafakası, yalnızca tarafların talebine bağlı bir konu değil, çocuğun korunmasına yönelik kamu düzeniyle ilgili bir düzenlemedir. Nafaka miktarı belirlenirken çocuğun somut ve belgelenebilir ihtiyaçları ile yükümlünün gerçek ödeme gücü birlikte ve dengeli şekilde değerlendirilmelidir.

Sonuç: Nafaka Kararlarında Değişmeyen Ortak İlke

Yukarıdaki yedi karar; yoksulluk, iştirak ve tedbir nafakası gibi farklı nafaka türlerinin yanı sıra artırım, azaltma, kaldırma ve icra/ceza süreçlerine ilişkin farklı uyuşmazlıkları kapsamaktadır. Kararlar, Yargıtay'ın 2. ve 3. Hukuk Daireleri ile 12. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu tarafından verilmiştir.

Bu kararların ortak noktası, nafakaya ilişkin değerlendirmelerde somut olayın koşullarının esas alınmasıdır. Yargıtay, nafakaya ilişkin uyuşmazlıklarda tarafların gerçek ekonomik ve sosyal durumlarının yanı sıra Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesini de dikkate almaktadır. Bu nedenle soyut iddialar, varsayımlar veya tek başına ekonomik dalgalanmalar, yerleşik bir nafaka düzeninin değiştirilmesi bakımından her somut olayda yeterli olmayabilir.

Bu yazıdaki kararlar, Emsal.ai içtihat ve mevzuat veri tabanı üzerinden araştırılmıştır. Yazı, genel bilgilendirme amaçlıdır ve somut bir hukuki uyuşmazlıkta bir avukata danışılmasının yerine geçmez.

Paylaş:
Emsal AI Logo

Emsal AI Blog yazıları, yazarlarının görüşlerini ifade eder. Yazılar, bilgi amaçlıdır. Hukuki tavsiye niteliği taşımazlar.

Türkiye'nin en gelişmiş yapay zeka destekli hukuk asistanı. 11+ milyon içtihat ve mevzuatı anlamsal arama teknolojisi ile tarayın, dilekçelerinizi saniyeler içinde hazırlayın.

Daha fazla bilgi almak için bize ulaşın →
Emsal AI üyeliğinizi başlatın →