2025 yılı önemli Yargıtay kararları: Uygulamaya yön veren içtihatlar
2025 yılında Yargıtay daireleri tarafından verilen kararların bir bölümü, uygulamada sık karşılaşılan uyuşmazlıklar bakımından önemli ilkeler ve değerlendirme ölçütleri ortaya koydu. Aşağıda, karar künyeleriyle birlikte Emsal AI özetlerini derledik. Her kararın tam metnine ilgili bağlantıdan yeni sekmede ulaşabilirsiniz.
2025 Yılında Öne Çıkan Kararlar
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2023/455 E. 2025/123 K.
Davalı şirkette çalışan bir işçi, 09.09.2015 tarihinde bir iş kazası geçirmiş ve bu kaza sonucunda malul kalmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), bu iş kazası nedeniyle işçiye gelir bağlamış, geçici iş göremezlik ödemeleri yapmış ve tedavi giderlerini karşılamıştır. SGK, iş kazası sonucu uğradığı zararın tazmini için davalı şirkete rücuan tazminat davası açmıştır. Dava, işverenin kusuru nedeniyle SGK'nın uğradığı zararın tazminini amaçlamaktadır. Davacı SGK, davalı şirketin çalışanı olan sigortalının iş kazası geçirmesi sonucu malul kalması nedeniyle ödediği gelir ve tedavi giderlerinin tazmini istemiyle rücuan tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, davalı işverenin %85 kusurlu olduğuna hükmederek davayı kabul etmiştir. Davacı vekilinin istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, davalı şirkete yapılan tebligatın usulsüz olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını bozmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, tebligatın usulüne uygun olduğunu belirterek direnme kararı vermiştir. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, ilk derece mahkemesi kararının davalı şirkete tebliğinin usulüne uygun olup olmadığı ve buna bağlı olarak istinaf talebinin incelenmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Hukuk Genel Kurulu, davalı şirketin elektronik tebligat adresinin bulunup bulunmadığı araştırılmaksızın ve bilinen son adresine klasik usulle tebligat yapılmaksızın, doğrudan ticaret sicil müdürlüğünden bildirilen adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmasının mevzuata aykırı olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/752 E. 2025/415 K.
Davacı, davalı ile 02.02.2015 tarihinde bir "arazi devir sözleşmesi" imzalamıştır. Sözleşmeye göre davalı, İstanbul Sarıyer'de bulunan 3.000 metrekarelik bir arsayı davacıya devretmeyi kabul etmiştir. Davacı, bu devir karşılığında 140.000,00 TL ödeme yapmıştır. Davacı, davalının ecrimisil ödeyerek hazine adına kayıtlı tarım arazisini satın alma hakkını kazandığını ve taşınmazı devraldıktan sonra kendisine devretmeyi vaadettiğini iddia etmektedir. Ancak, devir gerçekleşmemiştir ve davacı ödenen bedelin iadesi için icra takibi başlatmıştır. Davacı, davalı ile aralarında yapılan "arazi devir sözleşmesi" ile davalının ecrimisil ödeyerek hazine adına kayıtlı tarım arazisini satın alma hakkını kazandığını ve taşınmazı devraldıktan sonra kendisine devretmeyi vaadettiğini, devir bedeli olarak 140.000,00 TL ödediğini ancak devrin gerçekleşmediğini ileri sürerek itirazın iptali davası açmıştır. Davalı, sözleşme hükmünün yerine getirildiğini, arazinin telle çevrilerek davacıya teslim edildiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, tapuya kayıtlı taşınmazların devrinin resmi şekilde yapılması gerektiği, satış vaadi sözleşmesinin de adi yazılı şekilde düzenlenemeyeceği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline karar vermiştir. İstinaf mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını esastan reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınması gerektiğini, sözleşmede tapu devri vaadi bulunmadığını, zilyetliğin devredildiğini belirterek kararı bozmuştur. İlk derece mahkemesi bozmaya karşı direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, sözleşmenin yorumunda tarafların iradelerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, sözleşme bedelinin tamamının ödenmiş olmasının ve davanın sözleşmeden beş yıl sonra açılmasının zilyetliğin devrinin amaçlandığını gösterdiğini, arazinin hazine arazisi olması nedeniyle tapu devrinin mümkün olmadığını belirterek direnme kararını bozmuştur.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/2373 E. 2025/136 K.
Mirasbırakan Halil, sahibi olduğu taşınmazı kızı ...'ye devretmiş, o da bu taşınmazın bir kısmını torunu Murat'a devretmiştir. Davacı, bu devirlerin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını iddia etmektedir. Davacı, bu nedenle tapu kayıtlarının iptal edilerek mirasbırakan adına tescil edilmesini talep etmektedir. Şayet bu talebi kabul görmezse, saklı payına tecavüz edildiği gerekçesiyle tenkis talebinde bulunmuştur. Davacı, mirasbırakanı Halil'in 1420 ada 11 parsel sayılı taşınmazını davalı kızı ...'ye temlik ettiğini, ondan da 1000/3010 payın diğer davalı torunu Murat'a devredildiğini, işlemin mirasçılardan mal kaçırma amacıyla ve muvazaalı olarak yapıldığını ileri sürerek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile mirasbırakan ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, tapu iptali ve tescil talepleri kabul edilmezse tenkise karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar, bedeli mukabilinde satış işleminin yapıldığını, muvazaanın olmadığını, murisin davacıya da 162 parsel sayılı taşınmazdaki 2000/5400 payını devrettiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır. Mahkeme, muvazaa iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay, mirasbırakanın temlik tarihindeki tüm malvarlığının eksiksiz saptanması, taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi davasına ilişkin dosyanın getirtilerek titizlikle incelenmesi, anılan dava dosyasının eldeki dosya ile birlikte değerlendirilerek mirasbırakanın temlikteki iradesinin duraksamaya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi ve sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozma sonrası mahkeme, murisin düzenli bir gelirinin bulunmadığının tespit edildiği, kolluk araştırma tutanağında davaya konu satışların gerçek bir satış olduğu bilgisine yer verildiği, taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi davasına ilişkin dosyanın getirtilip incelendiği, temlikin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı olduğunu ispat külfetinin davacı tarafa ait olduğu, davacının muvazaa konusundaki ispat yükümlülüğünü yerine getiremediği, temlikin gerçek bir satış olduğu, ivazlı olması nedeniyle davacının tenkis talebinin de kabulünün olanaklı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Davacı vekili, kararın hukuka aykırı olduğunu, terditli talepleri yönünden inceleme yapılmadığını, murisin kendisinden mal kaçırma amacıyla temlikler yaptığını, müvekkilinin saklı payına tecavüz edildiğini, muvazaa olmasa bile işlemin iptal edilmesi gerektiğini, muris muvazaasına dayanan tapu iptal davalarında ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, Türk Medeni Kanunu uyarınca mirasbırakan tarafından mirasçılara yönelik olarak yapılan tüm bağışların miras hissesine mahsuben yapılmış sayıldığını, miras hissesini aşan tasarrufların ise iptali gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. Yargıtay, temyiz olunan nihai kararların bozulması için 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkün olduğunu, temyizen incelenen mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkan bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2023/2004 E. 2025/141 K.
Dava, mirasbırakanın vefatı sonrası terekesine dahil olan bir taşınmazın tapu kaydının iptali ve mirasçılar adına tescili istemine ilişkindir. Mirasçılardan biri, diğer mirasçıların muvafakati olmadığını iddia ederek tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Dava sürecinde, terekeyi temsil etmek üzere mahkeme tarafından bir tereke temsilcisi atanmıştır. Uyuşmazlık, tereke temsilcisinin atanmasından sonra mirasçıların davayı takip ve temyiz yetkisinin devam edip etmediği noktasında yoğunlaşmaktadır. İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen tapu iptali ve tescil davasında, mahkeme davanın reddine karar vermiştir. Bu karara karşı tereke temsilcisi ile Erdinç mirasçıları vekili istinaf başvurusunda bulunmuş, ancak İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Bunun üzerine Erdinç mirasçıları vekili, duruşmalı olarak temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, tereke temsilcisinin atanmasıyla mirasçıların davayı takip yetkisinin ortadan kalktığına ve temyiz hakkının tereke temsilcisine geçtiğine dikkat çekmiştir. Tereke temsilcisine kararın tebliğ edilmesine rağmen temyiz talebinde bulunulmadığı, yalnızca mirasçıların temyiz başvurusunda bulunduğu belirtilmiştir. Bu nedenle, davayı açan mirasçıların davada takip yetkisi kalmaması sebebiyle temyiz taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/2565 E. 2025/139 K.
Dava, taraflar arasındaki hukuki bir ihtilaftan kaynaklanmaktadır. İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davada, davacılar vekili tarafından yapılan temyiz başvurusu, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi tarafından süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Bu red kararı üzerine davacılar vekili, Bölge Adliye Mahkemesi'nin ek kararını temyiz etmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, temyiz başvurusunu değerlendirerek Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararını incelemiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi'nin temyiz dilekçesinin süreden reddine ilişkin ek kararı, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, temyiz incelemesi sonucunda, temyiz dilekçesinin süresinde verilmediği gerekçesiyle reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi ek kararını hukuka uygun bulmuştur. Davacılar vekilinin, avukat ...'u yetki belgesi ile yetkilendirdiği, yetki belgesinde vekaletname yerine geçmek üzere düzenlendiğinin belirtildiği, bölge adliye mahkemesi kararının davacılar vekiline tebliğ edildiği ve temyiz dilekçesinin yasal süreden sonra verildiği tespit edilmiştir. Yargıtay, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre temyiz dilekçesinin süresinde verilmemesi halinde reddedilmesi gerektiği gerekçesiyle, bölge adliye mahkemesinin ek kararını onamıştır. Ayrıca, duruşmada hazır bulunan davalı vekilleri için avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca duruşma vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/660 E. 2025/112 K.
Dava, gayrimenkul ile ilgili olup, davacı vekili tarafından hem asıl davada hem de birleştirilen davada adli yardım talebinde bulunulmuştur. Davacı, yargılama giderlerini karşılayacak durumda olmadığını iddia ederek adli yardım talep etmiştir. Ancak, davacının mali durumu ve sunduğu belgeler, adli yardım talebinin kabulü için yeterli bulunmamıştır. Samsun 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen bir davada, davacı vekili tarafından hem asıl davada hem de birleştirilen davada adli yardım talebinde bulunulmuştur. Temyiz aşamasında yapılan ön incelemede, temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı ve bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluna başvurmayan davalıya tebliğ edilmediği tespit edilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, adli yardım talebini değerlendirerek, davacı adına kayıtlı bağımsız bölümlerin bulunması ve mali durumuna ilişkin yeterli belge sunulmaması nedeniyle talebi reddetmiştir. Yargıtay, hükmü veren mahkemeye, adli yardım talebinin reddine dair kararın davacıya tebliğ edilmesini ve itiraz halinde dosyanın Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'ne gönderilmesini, aksi halde temyiz harçlarının tamamlanması için kesin süre verilmesini ve harçların tamamlanmaması durumunda temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmesini emretmiştir. Dosya, belirtilen işlemlerin yerine getirilmesi için Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'ne geri çevrilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2024/752 E. 2025/415 K.
Davacı, davalı ile 02.02.2015 tarihinde bir "arazi devir sözleşmesi" imzalamıştır. Sözleşmeye göre davalı, İstanbul Sarıyer'de bulunan 3.000 metrekarelik bir arsayı davacıya devretmeyi kabul etmiştir. Davacı, bu devir karşılığında 140.000,00 TL ödeme yapmıştır. Davacı, davalının ecrimisil ödeyerek hazine adına kayıtlı tarım arazisini satın alma hakkını kazandığını ve taşınmazı devraldıktan sonra kendisine devretmeyi vaadettiğini iddia etmektedir. Ancak, devir gerçekleşmemiştir ve davacı ödenen bedelin iadesi için icra takibi başlatmıştır. Davacı, davalı ile aralarında yapılan "arazi devir sözleşmesi" ile davalının ecrimisil ödeyerek hazine adına kayıtlı tarım arazisini satın alma hakkını kazandığını ve taşınmazı devraldıktan sonra kendisine devretmeyi vaadettiğini, devir bedeli olarak 140.000,00 TL ödediğini ancak devrin gerçekleşmediğini ileri sürerek itirazın iptali davası açmıştır. Davalı, sözleşme hükmünün yerine getirildiğini, arazinin telle çevrilerek davacıya teslim edildiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi, tapuya kayıtlı taşınmazların devrinin resmi şekilde yapılması gerektiği, satış vaadi sözleşmesinin de adi yazılı şekilde düzenlenemeyeceği gerekçesiyle itirazın kısmen iptaline karar vermiştir. İstinaf mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını esastan reddetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradelerinin esas alınması gerektiğini, sözleşmede tapu devri vaadi bulunmadığını, zilyetliğin devredildiğini belirterek kararı bozmuştur. İlk derece mahkemesi bozmaya karşı direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, sözleşmenin yorumunda tarafların iradelerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, sözleşme bedelinin tamamının ödenmiş olmasının ve davanın sözleşmeden beş yıl sonra açılmasının zilyetliğin devrinin amaçlandığını gösterdiğini, arazinin hazine arazisi olması nedeniyle tapu devrinin mümkün olmadığını belirterek direnme kararını bozmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/7901 E. 2025/4068 K.
Taraflar arasında karşılıklı boşanma davası açılmıştır. Davalı-davacı kadın, davasını ispatlamak amacıyla bir tanık göstermiştir. Bu tanık, usulüne uygun olarak duruşmaya davet edilmiş, ancak mazeret bildirmeksizin duruşmaya katılmamıştır. Mahkeme, tanığın zorla getirilmesi için ihzar müzekkeresi düzenlemiş, ancak tanık yine de duruşmaya gelmemiştir. Emniyet Müdürlüğü, tanığın mahkemeden haberdar olduğunu ancak katılmayacağını beyan ettiğini bildirmiştir. Mahkeme, tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmesine karar vermiştir. Kocaeli 5. Aile Mahkemesi'nde görülen karşılıklı boşanma davasında, davalı-davacı kadının tanığı usulüne uygun davet edilmesine rağmen mazeretsiz olarak duruşmaya katılmamıştır. Mahkeme, tanığın zorla getirilmesi için ihzar müzekkeresi düzenlemiş, ancak tanık yine de duruşmaya katılmamıştır. Emniyet Müdürlüğü'nün bildirdiğine göre, tanık mahkemeden haberdar olduğunu ancak katılmayacağını beyan etmiştir. Mahkeme, kadın vekiline tanığı hazır etmesi için kesin süre vermiş, ancak tanık hazır edilmeyince dinlenilmesinden vazgeçilmesine karar vermiştir. Davacı-davalı vekili, tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmesini kabul etmemiştir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi kararını esastan reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmesinin karşı tarafın açık izni olmadan sonuç doğurmayacağını, usulüne uygun bildirilen tanığın dinlenilmeden yapılan yargılamanın iddia ve savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, mahkemenin tanıkları duruşmada hazır etme yükümlülüğünün taraflara yüklenemeyeceğini ve adli kolluğun zorla getirme kararını yerine getirmemesinin sonuçlarının da taraflara yüklenemeyeceğini vurgulamıştır. Bu nedenlerle, Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/8063 E. 2025/4093 K.
Taraflar arasında görülen boşanma davasında, davacı kadın vekili, davanın devamı sırasında sunduğu ıslah dilekçesi ile boşanmanın fer'i niteliğinde olan iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi ve istinaf mahkemesi, kadının tazminat talepleri hakkında olumlu veya olumsuz bir karar vermemiş, 'karar verilmesine yer olmadığına' şeklinde bir hüküm kurmuştur. Uyuşmazlık, ıslah yoluyla talep edilen tazminatların değerlendirilip değerlendirilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki boşanma davasında, davacı kadın vekili, ıslah dilekçesiyle iştirak nafakası, maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, dava dilekçesinde maddi-manevi tazminat talebi bulunmadığından bu talepler yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Yargıtay ise, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddelerine göre tarafların dava dilekçesini ıslah ederek yeni vakıa ekleyebileceğini, yeni vakıa için delil gösterebileceğini, boşanma davasının eki niteliğinde olan maddi ve manevi tazminat isteminde bulunabileceğini belirtmiştir. Islahın karşı tarafın veya mahkemenin kabulüne bağlı olmadığı gibi, bu boşanmanın fer'i niteliğindeki talepler yönünden harç ödenmesine de gerek bulunmamaktadır. Bu durumda davacı kadının maddi ve manevi tazminat talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. Davacı kadın vekilinin diğer temyiz itirazları ise reddedilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/12125 E. 2025/6173 K.
Samsun ili, ... ilçesi, ... mahallesi'nde bulunan 1195 ada 24 parsel sayılı taşınmazın, davacı idare tarafından kamulaştırılması üzerine, kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın davacı idare adına tescili amacıyla dava açılmıştır. Davalı, taşınmazın değerinin düşük belirlendiğini iddia ederek, gerçek değerinin tespitini talep etmiştir. Dava konusu taşınmaz arsa niteliğindedir ve üzerinde yapı bulunmaktadır. Taraflar, taşınmazın değerinin belirlenmesi konusunda anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Davacı idare, Samsun ili, ... ilçesi, ... mahallesi'nde bulunan bir taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve idare adına tescilini talep etmiştir. Davalı, taşınmazın gerçek değerinin tespitini istemiştir. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir. Taraf vekilleri, taşınmazın ve üzerindeki yapının bedelinin yüksek veya düşük hesaplandığı gerekçesiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi, emsal karşılaştırması yapılarak değer belirlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurularını esastan reddetmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay, aynı kamulaştırma kapsamında kalan başka bir dosyada davacı idare tarafından kamulaştırmadan vazgeçildiği iddiasını dikkate alarak, usulüne uygun olarak yetkili merci tarafından verilmiş bir kamulaştırmadan vazgeçme kararı olup olmadığının araştırılması gerektiğine hükmetmiştir. Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/13577 E. 2025/9018 K.
... ili, ... ilçesi, ... köyü 488 parsel (yeni 143 ada 250 parsel) sayılı taşınmaz üzerinde, davacı idare tarafından kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesis edilmek istenmektedir. Davacı idare, bu irtifak hakkının bedelinin tespiti ve kendi adına tescili için dava açmıştır. Davalılar, usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemişlerdir. Taşınmaz, arazi niteliğindedir ve üzerinde enerji nakil hattı geçirilmesi planlanmaktadır. Dava, davacı idare tarafından, ... ili, ... ilçesi, ... köyü 488 parsel sayılı taşınmazda kamulaştırma konusu irtifak hakkı bedelinin tespiti ve bu hakkın davacı idare adına tescili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi davanın kabulüne karar vermiştir. Yargıtay, taşınmazın niteliği, yüzölçümü, geometrik durumu ve enerji nakil hattı güzergahı dikkate alınarak değer düşüklüğü oranının belirlenmesinde bir isabetsizlik görmemiş; ancak tapu kayıt malikinin mirasçılarından bazılarının mirası reddettiği ve bu durumun dikkate alınmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozma sonrası mahkeme, davacı vekiline eksik gider avansını yatırması için kesin süre vermiş, avansın yatırılmaması üzerine davanın usulden reddine karar vermiştir. Davacı idare vekili, temyiz dilekçesinde, gider avansının yatırılması için verilen ihtaratın usulüne uygun olmadığını, gider avansının nelerden ibaret olduğunun ayrıntılı olarak açıklanmadığını, bu nedenle kesin sürenin hukuki sonuç doğurmayacağını ileri sürmüştür. Yargıtay, mahkemece eksik gider avansının ikmal edilmesi hususunda davacı vekiline usulüne uygun süre verilmediğini, dosyadaki mevcut avans miktarı ve hangi iş için ne miktar avans yatırılacağının açıkça belirtilmediğini, kesin sürenin başlangıcı konusunda da açıklık bulunmadığını belirterek, mahkeme kararını bu gerekçeyle bozmuştur.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2023/3551 E. 2025/787 K.
Davacılar, davalılarla imzaladıkları arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince, kendilerine teslim edilecek dükkanların belirli özelliklere sahip olması gerektiğini (asgari yükseklik, baca yapımı, asansör, merkezi ısıtma sistemi vb.) ancak bu özelliklerin yerine getirilmediğini iddia etmektedirler. Sözleşmede, bu tür aykırılıklar için 500.000,00 USD ceza öngörülmüştür. Davalılar ise inşaatın sözleşmeye ve projeye uygun olarak yapıldığını savunmaktadırlar. Uyuşmazlık, sözleşmede belirtilen eksikliklerin giderilmesi ve cezai şartın uygulanması talebi üzerine doğmuştur. Dava, arsa sahipleri tarafından, davalılarla aralarında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsili istemine ilişkindir. Davacılar, sözleşme gereğince teslim edilecek dükkanların asgari yüksekliğinin dört metreden az olamayacağı, dükkanlardan çatıya kadar baca yapılmasının, kapalı otoparka kadar asansör inmesinin, kombi dışında ek olarak merkezi ısıtma sisteminin yapılmasının kararlaştırılmasına rağmen bunların yerine getirilmediğini ileri sürmüşlerdir. Davalılar ise inşaatın sözleşmeye ve projeye uygun olarak yapıldığını savunmuşlardır. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş, istinaf başvurusu da reddedilmiştir. Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, sözleşmede düzenlenen cezanın seçimlik ceza niteliğinde olduğunu, davalı yüklenicinin işi sözleşme ve ekindeki teknik şartnameye uygun olarak yapmadığını, vekilin özen yükümlülüğünün bulunduğunu belirterek kararı bozmuştur. Bozma sonrası ilk derece mahkemesi, davalı yüklenici şirketin iflas ettiği de göz önünde bulundurularak davanın kabulüne karar vermiştir. Davalı kefil, kefalet sorumluluğuna ilişkin itirazlarının değerlendirilmediğini, kefaletin geçerli olup olmadığına dair inceleme yapılmadığını, kefalet sorumluluğunun artırılmasına ilişkin protokoldeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürmüştür. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, davalı kefilin ceza koşulundan sorumlu tutulmasının Türk Borçlar Kanunu'nun 589/son maddesine aykırı olduğunu, bu hükmün emredici nitelikte olduğunu ve mahkemece re'sen göz önünde bulundurulması gerektiğini belirterek, davalı kefil yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 2025/592 E. 2025/909 K.
Dava, bir grup şirketin borca batık durumda olduklarının tespiti ve iflaslarının ertelenmesi talebiyle açılmıştır. Talep eden şirketler, çeşitli sektörlerde faaliyet göstermekte olup, hidroelektrik santrali yatırımı da yapmaktadırlar. Şirketler, iyileştirme projesi ile borca batıklık durumundan kurtulacaklarını iddia etmektedirler. Dava, talep eden şirketlerin aktif ve pasif dengesinin borca batık durumda olduğunun tespiti ve iflasının bir yıl süre ile ertelenmesi talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesi talebi kabul ederek şirketlerin iflaslarının ertelenmesine karar vermiştir. Ancak bu karar, Yargıtay tarafından bozulmuştur. Bozma sonrasında ilk derece mahkemesi, talebin reddi ile şirketlerin iflasına karar vermiştir. Bu karar da Yargıtay tarafından bozulmuş ve ilk derece mahkemesi direnme kararı vermiştir. Direnme kararı da Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulmuştur. İlk derece mahkemesi, bozmaya uyarak şirketlerin borca batık durumda olduğu, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğu gerekçesiyle talebi kabul ederek iflasların ertelenmesine karar vermiştir. Müdahiller, şirketlerin uzun süredir iflas erteleme kurumunun koruması altında olduğunu, iyileştirme projelerinin uygulanabilir olmadığını ve kötü niyetli olduklarını ileri sürerek kararı temyiz etmişlerdir. Yargıtay, dosyadaki bilgilere göre şirketlerin borca batıklık durumunun devam ettiğini ve İcra ve İflas Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca iflas kararı verilmesi gerektiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 2024/4476 E. 2025/60 K.
Dava, davacının, dava dışı kişilerin noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazlardaki hak ve hisselerini kendisine satmayı vadettiği, satış bedelini ödediği ve taşınmazların zilyetliğinin kendisinde olduğu iddiasına dayanmaktadır. Ancak, vaat borçluları, söz konusu taşınmazlardaki paylarını daha sonra davalıya satmışlardır. Davacı, davalının bu durumu bildiğini ve kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, taşınmazların tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini talep etmektedir. Davacı, dava dışı kişilerin noterde düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile taşınmazlardaki hak ve hisselerini kendisine satmayı vadettiğini, satış bedelinin ödendiğini ve zilyetliğin kendisinde olduğunu, ancak vaat borçlularının taşınmazlardaki paylarını davalıya devrettiğini belirterek, davalı adına kayıtlı taşınmazların adına tescilini talep etmiştir. Davalı, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, kişisel hakkını ayni hak sahibi müvekkiline karşı ileri süremeyeceğini ve davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını savunmuştur. Yerel mahkeme, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı gerekçesiyle reddetmiştir. Yargıtay, satış vaadi sözleşmesinin kadastro tespit tarihinden sonra düzenlenmesi nedeniyle davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozmaya uyan mahkeme, tarafların akrabalık bağı bulunduğu, taşınmazların davacıya satıldığının herkes tarafından bilindiği ve taşınmazların uzun zamandır davacının kullanımında olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir. Davalı, davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, iyi niyetli olduğunu, tanık anlatımlarına dayalı hüküm tesis edildiğini ve satış vaadi sözleşmesinden haberdar olmadığını belirterek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay, tapuya şerh edilmemiş satış vaadi sözleşmesi ile kendisine taşınmaz satışı vadedilen tarafın, kural olarak bu sözleşmeden doğan nispi hakkını sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilere ileri süremeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, tapu kütüğünde yapılan sebebe bağlı kazandırıcı tasarruf işlemlerinde, kazandırma sebepsiz ya da geçerli bir hukuki sebep olmaksızın yapılmış ise bu tescilin yolsuz olduğunu ve hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağını ifade etmiştir. Yargıtay, davalı tarafın ahlaka aykırı hareketle ve davacıyı zararlandırmak kastıyla hareket ettiğinin ispatlanamadığını belirterek, mahkeme kararını bozmuştur.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2022/3623 E. 2025/1617 K.
Kadirli ilçesi ... köyünde bulunan 45 parsel sayılı taşınmaz, ... ve paydaşlarına ait tapu ile ... ve paydaşlarına ait tapu kaydının dava konusu parsele uyduğu belirtilerek tespit edilmiştir. Hazine ve diğer ilgililer bu tespite itiraz etmişlerdir. 46 parsel sayılı taşınmaz ise, köy namına tarla haline getirilmesi nedeniyle Hazine adına tespit edilmiştir. Bu taşınmazla ilgili olarak da ... ve diğerleri itirazda bulunmuşlardır. Uyuşmazlık, taşınmazların tapu kayıtları, zilyetlik durumları ve vergi kayıtları üzerinden devam etmiştir. Kadirli ilçesi ... köyünde bulunan 45 ve 46 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespiti sırasında, Hazine, ... ve diğerleri tarafından itiraz edilmiştir. Dava, taşınmazların tapu kayıtları, zilyetlik durumları ve vergi kayıtları üzerinden yürütülmüştür. İlk derece mahkemesi, Hazine'nin davasını kabul ederek taşınmazların Hazine adına tesciline karar vermiştir. Yargıtay (kapatılan 16. Hukuk Dairesi), 46 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükmü onamış, 45 parsel sayılı taşınmaza ilişkin hükmü ise, vergi kaydının taşınmazı kapsadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluştuğu gerekçesiyle bozmuştur. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda, Hazine'nin davasının kabulüne, diğer davacıların davalarının reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacılar vekili ve ... Köyü Tüzel Kişiliği tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 46 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarını reddederek hükmü onamış, 45 parsel sayılı taşınmaza ilişkin temyiz itirazlarını ise kabul ederek hükmü bozmuştur. Bozma gerekçesi olarak, mahkemenin zilyetlik ve vergi kaydı değerlendirmelerinin dosya kapsamına uygun düşmediği belirtilmiştir. Özellikle, 1937 tarihli vergi kaydının 45 parsel sayılı taşınmazı kapsadığı ve zilyetlikle kazanma şartlarının oluştuğu vurgulanmıştır.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/2024 E. 2025/2487 K.
Davacı işçi, yıllık izne ayrılırken yıllık izin ücretinin peşin olarak ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini feshetmiştir. Davalı işveren ise, davacının daha önceki izin taleplerinde ve bu izin döneminde de izin ücretinin peşin ödenmesi talebinin bulunmadığını, iş dünyasında gazeteci ve memurlar dışında izin öncesi peşin ödeme uygulaması olmadığını, davacının asıl amacının başka bir yerde iş bulduğu için işten ayrılmak olduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş, istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesi de davayı reddetmiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi ile 15. Hukuk Dairesi arasında, işverenin yıllık izin ücretini işçiye izinden önce peşin ödeme zorunluluğuna aykırı davranmasının işçi açısından haklı fesih nedeni sayılıp sayılmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 15. Hukuk Dairesi, işçinin yıllık izne çıkarken ücretinin peşin ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği ve kıdem tazminatına hak kazandığı yönünde karar vermiştir. 9. Hukuk Dairesi ise, işçinin izin talebinde bulunurken ayrıca ücretin ödenmesini talep etmediği gerekçesiyle feshin haklı olmadığına karar vermiştir. Yargıtay, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 57/1 hükmü ve ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca, işverenin yıllık izin ücretini işçiye izinden önce peşin ödeme veya avans olarak verme yükümlülüğünün mutlak ve emredici olduğunu, işçinin ayrıca talepte bulunmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Bu nedenle, işverenin bu yükümlülüğe aykırı davranmasının işçi açısından haklı fesih sebebi teşkil edeceğine dair 15. Hukuk Dairesi'nin kararı doğrultusunda uyuşmazlığın giderilmesine karar verilmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/85 E. 2025/2264 K.
Alacaklı, borçlu aleyhine bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibi başlatmıştır. Takibe konu senet, ... Grup ... Ltd. Şti. tarafından düzenlenmiş olup, lehtarı ...'dır. Borçlu ..., senedin ön yüzünde avalist olarak yer almaktadır. Borçlu, takibin, kendisi tarafından açılan menfi tespit davasında verilen tedbir kararından sonra başlatıldığını ve bu nedenle takibin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ayrıca, lehtarın avalinin geçersiz olduğunu ve ciranta sıfatıyla sorumlu olduğunu iddia etmiştir. Takip dosyası içerisinde ödeme protestosunun bulunmadığı ve senedin vadesinin belirtilmediği de dava konusu olmuştur. Borçlu ... Grup ... Ltd. Şti. aleyhine bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Borçlular, icra mahkemesine başvurarak, takibin ciranta konumundaki borçlu ... tarafından takibe konu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespiti amacıyla açılan menfi tespit davasında verilen tedbir kararından sonra başlatıldığını ileri sürerek takibin iptalini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi şikayeti reddetmiş, bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay, borçlu ... tarafından açılan menfi tespit davasında, takibin durdurulmasına ilişkin tedbir kararının bulunduğunu ve bu karara rağmen takibin başlatılmasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, takibe konu senette lehtarın avalinin geçersiz olduğunu ve ciranta sıfatıyla sorumlu olduğunu, bu nedenle keşideciye protesto çekilmesi gerektiğini, protesto çekilmemesi halinde cirantaya karşı müracaat hakkının kaybedileceğini vurgulamıştır. Yargıtay, vadesi gösterilmeyen bononun görüldüğünde ödenecek bono vasfında olduğunu ve düzenlenme tarihinden itibaren bir yıl içinde ibraz edilmesi gerektiğini, bu sürenin geçirilmesi halinde cirantaya karşı müracaat hakkının düşeceğini ifade etmiştir. Sonuç olarak, Yargıtay, borçlu ... yönünden şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış ve ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2024/3099 E. 2025/3540 K.
Davacı, davalının açtığı ihtiyaç nedeniyle tahliye davası sonucunda kiracı olarak kullandığı taşınmazı tahliye etmek zorunda kalmıştır. Davacı, davalının Türk Borçlar Kanunu'nun 355. maddesinde öngörülen yeniden kiralama yasağına uymayarak taşınmazı dava dışı üçüncü kişiye kiraya verdiğini iddia etmektedir. Davacı, tahliye davası nedeniyle ödenen yargılama giderleri, bir yıllık kira bedeli ve taşınmazdaki işletmenin kapalı kaldığı süre içerisinde mahrum kalınan gelirlere karşılık tazminat talep etmektedir. Davalı ise, tahliye sonrasında taşınmazın bir süre boş kaldığını ve haklı nedenlerle davacıya yeniden kiralanmadığını savunmaktadır. Davacı, kiracı olarak kullandığı taşınmazı, davalının açtığı ihtiyaç nedeniyle tahliye davası sonucunda tahliye etmek zorunda kaldığını, davalının ise Türk Borçlar Kanunu'nun 355. maddesinde öngörülen yeniden kiralama yasağına uymayarak taşınmazı üçüncü kişiye kiraladığını ileri sürerek tazminat talebinde bulunmuştur. Davalı, taşınmazın bir süre boş kaldığını ve haklı nedenlerle davacıya yeniden kiralanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesi, davalının yeniden kiralama yasağına aykırı davrandığı gerekçesiyle tazminata hükmetmiştir. İstinaf mahkemesi ise, davacının taşınmazı icra işlemi olmadan kendi rızasıyla tahliye ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Yargıtay, davacının icra marifeti olmaksızın kiralananı tahliye etmesi nedeniyle TBK 355'te öngörülen tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle istinaf mahkemesi kararını onamıştır. Karşı oy yazısında ise, icra takibi başlatılmış olmasının kiralananın boşaltılmasının sağlanması için yeterli olduğu, kiracının cebri icra yolu ile tahliye edilmesinin şart olmadığı belirtilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2024/891 E. 2025/939 K.
Dava, Kars ili merkez ilçesi ... köyünde bulunan ve toprak tevzi çalışmaları sırasında davacıya verilen, ancak daha sonra kadastro çalışmaları sırasında tespit harici bırakılan taşınmazların, davacının miras yoluyla intikal eden hakları ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği nedeniyle tapuya tescili istemine ilişkindir. Davacı, taşınmazların zilyetliğinin babasından kendisine geçtiğini ve uzun yıllardır bu taşınmazları kullandığını iddia etmektedir. Davalı Hazine ise taşınmazların mera vasfında olduğunu ve bu nedenle zilyetlikle kazanılamayacağını savunmaktadır. Davacı, Kars ili merkez ilçesi ... köyünde yapılan toprak tevzi çalışmalarında kendisine verilen ancak daha sonra kadastro çalışmalarında tespit harici bırakılan taşınmazlara zilyet olduğunu, babasından miras yoluyla kaldığını ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak taşınmazların adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir. Davalı Hazine vekili davanın reddini savunmuştur. Mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiş, bu karar Yargıtay tarafından bozulmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada mahkeme yine kısmen kabul kararı vermiştir. Yargıtay, temyiz üzerine yaptığı incelemede, taşınmazların mera vasfında olduğu ve mera vasfındaki taşınmazların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilemeyeceği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Yargıtay, yerel mahkemenin maddi gerçekliğe aykırı bilirkişi raporlarına itibar ederek karar vermesinin hatalı olduğuna hükmetmiştir.
Sonuç
Bu derleme, 2025 yılında öne çıkan Yargıtay kararlarını hızlıca taramak ve ilgili karara tek tıkla geçmek için hazırlanmıştır. Emsal AI üzerinden kararların tamamını inceleyerek tam metin, benzer kararlar ve ilgili içeriklerle araştırmanızı derinleştirebilirsiniz.
Emsal aramasıyla hızlanın
Emsal AI ile Yargıtay kararlarını arayın, özetleri görün, ilgili kararlara tek tıkla geçin.
Hemen Başla →